|
KALK GİDELİM SİNOP’A
GİRİŞ
Güneşli bir yaz sabahı veya karlı bir kış günü veya çisil çisil yağan yağmurun
ıslattığı nemli bir bahar havasında kıvrılarak uzanan asfalt yolları yutarak
Kastamonu üzerinden Karadenizin tropik ormanları ile kaplı bir yeryüzü cennetine
doğru yol alıyorsunuz.
Bazan çam ağaçlarından süzülüp geçen güneş ışıkları yüzünüzü yalıyor.
Bazen de kısa bodur ağaçların fundalıkların üzerlerinde taşıdığı yeşilin bin bir
tonu derin bir uykuda imişçesine gözlerinizi dinlendiriyor.
Her tarafınızda bir renk cümbüşü. Harika bir doğa güzelliği.. Toprağın o mübarek
kokusu..
Yamaçlarda Türk’ün geleneksel mimari tercihinin yansımaları sımsıcak Türk
evleri…
Yolun iki tarafındaki ovadan yemyeşil hali manzaraları sergileyen çeltik
tarlaları..
Tarlaların ortasında akıp giden gümüş renkli Gök ırmak..
İçinizde bir coşku hissediyorsunuz. Dudaklarınızda bir türkü… Gönlünüzü bir
sevinç kaplıyor yaşadığınızın farkına varıyorsunuz ve şükrediyorsunuz…
Kalenin 2600 yıllık tarihini solumayı tarihi Türk evlerindeki ferahlık ve
estetiği, Topal çamdan yemyeşil bir vadiyi seyretmeyi ,Pervanede insana ürküntü
veren yükseklik duygusunu yaşamayı…
Kale bağında hıdrellez kutlamayı,Bürnük’te göğün sessiz derinliklerine uzanan 30
m’lik kalem gibi çamların gölgesinde dinlenmeyi ,buz gibi soğuk sularını içmeyi
,Aksu yaylasının cana can katan o mis gibi havasını Buzluğun o sert
rüzgarlarını…Kova çayırın oluklarını, Bürümün mesiresini,
Mal pazarında pazarlık edenleri seyretmeyi yağ pazarında taze tereyağı ve peynir
kokusunu, pazarında tamamen yüzlerce yıllık gelenekle yetiştirilmiş organik
sebze ve meyvesini, bunların eşsiz tat ve kokusunu tatmayı,
Mantısını, Nokulunu, Hamsisini, Balığını, Islamasını, Tiridini, yoğutlu mısır
çorbasını, Külbastısını, Saç kebabını, incir uyuştumasını, Sırık kebabını, hele
hele tane tane dökülen pirincinden yapılmış etsulu pilavını, mantarını
Derelerdeki kuşburnunu, Tabaklının deresini, Çamlığı aşıp Kertilde buluşmayı
Ayşe’si için malaklarını sattıran aşkını, üstünde nazar olan Nazmiyesini ,
canının sevdiği tinimini hanımını, deymesini beğenmeyen eymelerini ,
Davulunu, zurnasını, velhasıl insanıyla sosyal hayatıyla, tarihi ve turistik
çevresiyle Sinop Boyabat, Ayancık Gerze,Durağan,Erfelek,Türkeli,Dikmen ve
Saraydüzü’nü
Bütün bu güzellikleri bırakıp gurbete çıkmış insanları düşünüyorsunuz
Aniden Gök ırmağın çağlamadığını,fakat inlediğini, çam ormanlarındaki esinti
hışırtılarının yürek dağlayan gurbet türküleri söylediğini,sıcacık Türk
evlerinin arpacı kumrusu gibi kara kara düşündüğünü,Tarladaki çeltiklerin dolu
başaklarından değil çaresizlikten boyun büktüklerini hissedersiniz.
Peki, nedir bu toprakları bu ağaçları düşündüren,Bu başakların boyunlarını
büktüren,
Toprağın kokusundan, yaprağın yeşilinden, ırmağın mahzun iniltisinden, evlerin
çaresiz, yalnızlığından anlıyorsunuz.Ki Bu memleket giden evladına göç eden
ailelerine yanmakta, onların hasretiyle tutuşmaktadır.
Bu çaresiz toprak Sinop’tur Bu eli böğründe ki memleket Ana Boyabat’tır…
… Erfelek’tir…Ayancıktır…Gerzedir…Durağandır.Türkeli’dir .Dikmendir..Saraydüzü’dür
Bu güzel coğrafya,çocuklarının dönmesini, hem de eli dolu dönmesini Sinop’un
makûs talihini yenmesini beklemektedir.
Devlete, Millete ve onun bölünmez bütünlüğüne sıkı sıkıya bağlı bir yörenin
çocuklarıyız. Bugüne kadar devletin fedakârlık gerektiren her işine koştuk,
yüksünmedik, şikayet etmedik. Çanakkale’ye koştuk, Ömer oğlu Mustafa Destanını
yazdık.
Dayamış düşman vatanın bağrına hançerini
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini
dediler. Sağımıza, solumuza arkamıza bakmadan “biz varız” dedik. Bir adım öne
çıktık. İstiklal savaşında nüfus yoğunluğuna göre en çok şehit veren 2.ci ilçe
olduk. Askerlik yaptık, vergi verdik, fakat Milli gelirden bir türlü yeterince
pay alamadık. Devletin hiçbir imkânından yararlanamadık. Sonuçta bütün ekonomik
ve sosyal göstergelere göre Türkiye ortalamalarının hep gerisinde kaldık..
Ekonomik imkanların azlığı ve bunun yol açtığı işsizlik had safhaya çıktı. Göç
olgusu çığ gibi büyüdü.Bu felaket bizi doğduğumuz yeri bırakıp doyduğumuz yere
göç etmeye mecbur bıraktı..Göç ekonomik ve sosyal açıdan bir felakettir.
Köylerimizde genç nüfus yaşamamaktadır. Karnı doysun doymasın büyük şehrin dışı
cilalı ve renkli hayatı gençlerimizi cezbetmekte bunun sonucu köyler
boşalmakta,tarlalar boz kalmaktadır.
Annlerimiz, babalarımız köyü bırakıp büyükşehre göç etmemekte,onlar köyde boynu
bükük ve yalnız, bakımsız, bir sıcak el beklemekte..Biz burada onlara sahip
çıkamamanın küçükken onların bizi koruduğu, bakıp gözettiği gibi onlara
bakamamanın ezikliği içinde kıvranmaktayız. Ayrıca çocuklarımız kendi kültür ve
zenginliklerimizi unutmaktadır .Artık bu çilekeş yalnızlığa dur demenin ,bu
makus talihi döndürmenin zamanı gelmiştir.. Her şeyi devletten beklemiyoruz
.Yöre halkı olarak birikimlerimizi yönlendirecek önder kişilere ihtiyacımız var.
Sağlam projelere her zaman sahip çıkılmıştır.
Sinop ve ilçeleri için yatırım teklifleri
Çevredeki zengin orman serveti entegre orman ürünleri tesisleri ile
değerlerlendirilmelidir. Sunta, mobilya ve inşaatlık kereste, parke, hatta bir
kağıt fabrikası çevre güzelliğini ve zengin ekolojik yapıyı bozmadan
gerçekleşebilir.
Coğrafya ve iklim yapısı ile yaylacılık, yayla ve orman turizmi yörenin her
yerinde teşvik edilmelidir.
Dağ ve yayla yürüyüşleri ve atlı gezi turizmi organizesi teşvik edimelidir.
Hatta yaylası olan köylerimizde orman içi ve yanı köylerimizde pansiyonculuk
ihdas edilebilir. Böylece turizm gelirlerinden yöre halkı da faydalanabilirler.
Alabalık üretimini gerçekleştirecek su ve diğer gerekli ortam yörede mevcuttur.
Hayvancılık özel kredilerle canlandırılabilir.
Bunların yanında hemen yapılması gereken hizmetler,
Çerçiler-Alaçam yolunun bitirilmesi, Kargı-Ankara yolunun tamamlanması,TMOnun
sürekli bir büro açması,Köy yollarının iyileştirilmesi, hayvancılığa bağlı
olarak besicilik ve deri konfeksiyonculuğunun teşviki ilk planda akla gelen
tedbırlerdir.
Hemşerilik duyguları içinde yardımlaşma, dayanışma ve Sinop ve yöresindeki
yaşama tarzını öne çıkartmak, tanıtmak ve İstanbul’daki hemşerilerimize büyük
şehir şartları içinde yaşatma amacını güden derneğimiz şube ve 15000 üyesi ile
faaliyettedir.
Hemşerilik kavramı ülkemizdeki sosyal, kültürel ve siyasal hayatta daima
1.derecede etken olmuş bir bir olgudur.Bu realiteyi kimse inkar etmemektedir.
Biz ülkemizdeki hiçbir ferdi veya grubu dışlamadan sadece bu sosyal olgu
sebebiyle bir araya gelmişizdir. Bölgecilik yapmak ne yönetim kurulumuzun ne de
üyelerimizin aklından bile geçmemektedir. Ülkemizde ki demokratik toplum yapısı
ise örgütlenmeyi gerekli kılmaktadır. İşte derneğimize hayat veren unsur bu
gerekliliktir.
Dernek faaliyetlerine gelince
a) Tanışma geceleri-
b) Şube açma faaliyetleri
c) Ramazan faaliyetleri-iftar kuru gıda yardımları
d) Piknik düzenleme
e) Yardım- yangınlarda,depremlerde yardım etme, Borç verme, nakdi yardım
f) İletişim Basın yayın ve elektronik haberleşme
g) Tanıtım-Boyabat’a T.R.T ekibi gönderme
h) Takvim bastırma
Yapılamayan Faaliyetler;
a) İlgisizlik
b) Aidatların ödenmemesi-tahsil edilememesi
c) İstanbulda ki hemşerilerimizin
d) M.Akif paneli
e) Nazmi Tekkanat’a plaket
f) Boyabat’a açılan şubenin atıl kalması
g) Dernekler arası işbirliği
SİNOP
Sinop, Karadeniz kıyı şeridinin kuzeye doğru en çok sivrilerek uzanmış bulunan
Boztepe Burnu ve Yarımadası üzerinde kurulmuştur. Batısı Kastamonu, güneyi
Çorum, güneydoğusu Samsun illeri, kuzeyi ise Karadeniz ile çevrilidir. 475 km.
uzunluğundaki sınırlarının 300 km.si kara, 175 km.si ise deniz kıyısıdır.
Sinop, Turizm açısından zengin potansiyel kaynaklara sahiptir. Doğal güzellikler
ve tarihi eser yönünden oldukça zengindir. Zengin Orman örtüsü Karadeniz'deki
uzun kıyısı, doğal kumsalları, yaylaları, mesire yerleri İl'in başlıca
güzellikleridir.
Büyük şehirlerin büyük ve süslü restoranlarında verilen 101 çeşit açık büfe
kahvaltılarını bir yana bırakın. Nerden başlayacağımızı bilemediğimiz o
sofralarda, aklımız bu 101 çeşidi sıralamaya çalışırken yorulur, nerde
olduğumuzu, kimlerle olduğumuzu belki varsa manzarayı bile unutur, bir yudum
çayın keyfini, bir dost sohbetini özleriz
. Oysa, ne demiş şair: “basit yaşayacaksın, çay, simit ve peynirle basit”
.Size garanti verebilirim.Bu şair ya Sinop’ta yalı kahvesinde oturmuş,ya da yalı
kahvesi ile ilgili çok şey dinlemiştir.
İşte burada, Yalı Kahvesinde,ince belli bardakta tavşan kanı demli bir çay ve
yanında Sinopun meşhur simidi, önümüzde uzanan Karadenizin sinopa özgü durgun
suları, yanı başımızda düşünceli balıkçı tekneleri. Sinop’un şu güzel Nisan
sabahını içimize çeke çeke kahvaltı ediyoruz. Belki basit ama huzurlu ,sakin,ve
o oranda keyifli bir kahvaltı.
Gözleri çakmak çakmak simit satan çocuklarla konuşuyoruz. (Gece simidi)
Bu basit ama keyifli kahvaltımız bitince vakit kaybetmeden Sinop’u keşfedelim
istiyoruz.
Şehir merkezinden sahili takip ederek yürüyoruz. Düzenlenmiş sahil parklarının
içinden geçiyoruz. Palmiye ağaçlarının yanından geçerken bir kez daha şaşırtıyor
Sinop. Karadeniz ikliminde palmiye ağaçları bu kadar sağlam bu kadar sağlıklı
olsun.Karadeniz’de miyiz,yoksa Akdeniz’de mi.Doğrusu insan karıştırıyor. Sinop’a
“Kuzeydeki güney diye boşuna dememişler.
Tersane Kültürü
Karadeniz sağ tarafımızda akarken, biz de karakum sahiline varıyoruz. Karakum,
adını kumsalını oluşturan incecik, simsiyah kumlardan alıyor. Volkanik özelliği
olan bu siyah kumların şifalı olduğu da söyleniyor.
Sinop halkının da, buraya gelen ziyaretçilerin de rağbet ettiği Karakum burayı
daha da güzelleştiren villa tipi evlerle, güzel motel ve pansiyonlarla dolu.
Karakum’da gündüz denize girip, şifalı kumlarda dinlenebilir, gecenizi yine
burada eşsiz bir mehtap manzarasıyla süsleyebilirsiniz.
Dolunayın bembeyaz bir madalyon gibi göğe asıldığı gecelerde, Karakumda,
uzanınca tutabilecek kadar kadar yakınız mehtaba. Ona dokunamıyoruz belki ama
dokunabilme arzusunu depreştiren bu büyüleyici manzara bizi mest ediyor.
Karakumdan ayrılıp yeniden şehir mekezine dönüyoruz. Sinop’un en tanınan ve
özellikle son zamanlarda bolca turist çeken bir yapısı da eski Sinop Cezaevi.
Osmanlı döneminde Karadeniz’deki en büyük tersane olan bu yapı 1887 yılından
itibaren cezaevi olarak kullanılmış. Etrafının yüksek kale bedenleri ile çevrili
olması mahkumların kaçışını imkansız hale getirmiş. (cezaevi hakkında bilgi)
Bu eski cezaevini gezerken etkilenmemek, büyük bir meraka ve bir o kadar da
ürpertiye kapılmamak mümkün değil. Bu avludan kimler geçti kim bilir? Kaç
hayata, kaç pişmanlığa, kaç tövbeye tanık oldu bu duvarlar? Duvarlar arasında
solan kağıtlara yazılı kaç şiire, kaç yazıya, söylenen kaç yanık türküye konu
oldular?
Hani 7 den 70 e hepimizin bildiği, bilince hüzünlendiği, hüzünlenince de
tutturduğu bir türkü vardır:
“Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül aldırma”
Bu dizelerde hayatının bir bölümünü Sinop Cezaevi’nde tutuklu olarak geçirmiş
bir şairimizin, Sebahattin Ali’nin, bu duvarlar arasında hissettiklerine,
yaşadıklarına dair yazdıkları siz de derinden hissedersiniz
“Dışarıda deli dalgalar
Gelir duvarları yalar
Beni bu sesler oyalar
Aldırma gönül aldırma”
Sinop Cezaevini arkamızda bırakıp Sinop’un bir başka tarihi yapısına gidiyoruz.
Anadolu’nun her yöresinde olduğu gibi Sinop’ta da Türk İslam kültürünü yansıtan
bir Ulu Cami var: Alaeddin Camii. Selçuklu zamanında Sinop’un fethinden hemen
sonra yapılmış bu cami. Aslında, medresesi, hamamı ile birlikte bir külliye
burası.
Cami henüz avludayken etkiliyor insanı. Dikdörtgen yapıdaki bu cami, ülkemizde
kıbleye cephesi en uzun olan cami. İçine girdiğimizde, tüm camilerde ortak olan
o büyüleyici havayı hissediyoruz. Bu hava, insanlar arasındaki tüm farkları,
eşitsizlikleri ortadan kaldırıyor, yalnız olmadığımızı, birlik olduğumuzu, BİR
olduğumuzu hatırlatıyor. Tüm ihtişamıyla mihrap ve minber ayakta karşılıyor
bizi. Caminin ahşap yapısı insanı daha bir sarıyor, daha çok etkiliyor.
Oymalarıyla, işlemeleriyle caminin her bir köşesi bir sanatçı ustalığını, bir
sanatçı ruhunu sergiliyor. Hele son yapılan restorasyon uygulaması ile cami ilk
yapıldığı yıllara dönmüş İnsan caminin içinde kendini XII. asırda hissediyor.
Oldukça eski tarihli bu külliyenin hamamı günümüze kadar varlığını koruyabilmiş.
Şimdi bu ilginç hamamı gezip görebilir, hatta cafe haline getirilmiş bölümünde
türküler eşliğinde birşeyler yiyip içebilirsiniz.
Külliyenin en önemli kısımlarından biri Pervane medresesi Medrese. üniversite
düzeyinde öğrencilerin yatılı olarak eğitim aldıkları yer.Selçuklu vezirlerinden
uaıddin Pervanenin adını alan bu medrese yurdumuzdaki Selçuklu eserleri içinde
en özgün olanlarından biri. Asırlarca öğrencilerin kaldığı bu odalar şimdi el
emeği göz nuru ürünlerin satıldığı küçük dükkanlara dönüştürülmüş. İçeri girer
girmez asırlık havayı, bu yapıya sinmiş geçmiş hayatların izlerini hissediyoruz.
Hem medresenin yapısını görmek, hem burada yer tutmuş esnafları ziyaret etmek
için dükkanları dolaşıyoruz.
(Köşe deki mezar)xxxxxx
Seyyit Bilal Türbesi
Şehir merkezini ardımızda bırakıp, bize övgüyle anlatılan Aklimana doğru yola
çıkıyoruz. Fazla uzağa gitmeden sadece 10 km lik bir yolculukla Aklimandayız.
Aklimanın bir tarafı orman.güneş ışığını bile sızdırmayan gür Karadeniz
ormanları, bir tarafı ise dalga dalga Karadeniz. Koyu yeşiller, açık yeşiller,
parlak yeşiller, turkuvazlar, cam göbeği ve daha adını bile koyamadığımız
yeşilin bin bir tonu yanyana, iç içe Akliman ormanında. Yazın bunaltan
sıcağından yemyeşil bir kaçış yeri burası.
Kilometrelerce uzanan Akliman sahilinin başlangıcını sıra sıra, çeşit çeşit
balıkçı tekneleri süslemiş. Bereketli Karadeniz, en lezzetli kalkanı, en
lezzetli hamsiyi, balığın her türlüsünü getiriyor balıkçılara. Buraya yolunuz
düştüğünde, bir selam verin onlara. Belki siz de bu teknelerden birinin misafiri
olur, kısmetinizdeki Karadeniz balığını tadarsınız.
Bir yanımızda orman, bir yanımızda deniz, bir tablonun içinden geçer gibi
ilerleyip, Hamsilos koyuna geldik. Karadenizin, yeşilliğin içine doğru süzülüp
uzandığı ve eşsiz bir manzara oluşturduğu Hamsilos Koyundayız. Bu koyun bir
tarafından hırçın dalgalarla geliyor Karadeniz, dalga dalga içeri süzülüyor,
sakinleşiyor, dinginleşiyor. Koyun diğer tarafında adeta bir göl olup dinleniyor
Karadeniz. Açık denizlerin yorgunluğunu üzerinden atıyor Hamsilos koyunda.
Ağaçtaki, yapraktaki envai çeşit yeşil güneşin yardımıyla suya doğru yayılıyor.
Suyun yüzeyinde oynaşan ton ton yeşil, yer yer yeşile boyanmış bir deniz
görüyoruz. Şu güzel manzarayı sadece gözlerimizle değil adeta tüm duyularımızla
hissediyoruz. Baktıkça, dinledikçe, kokladıkça, dokundukça biz de sakinleşip,
durulup dinleniyoruz burada.
175 km sahili var Sinop şehrinin. Bu davetkar sahilin her metresi gezip,
görmeye, tanımaya değer. Ama bu sahil şeridinin bazı yerleri var ki güzelliğiyle
insanı büyülerken, özellikleriyle şaşırtıyor. Sarıkum bu yerlerden biri. Burası
bir doğa harikası aslında. Burada 10 dönümlük bir alan içinde deniz, orman, göl
ve çöl bir arada. Dünya üzerinde bu birlikteliği görebileceğiniz başka bir yer
var mıdır acaba? Bunu düşünerek vakit kaybetmeye gerek yok aslında, buraya gelip
orman ve çöl bitkilerini aynı fotoğraf karesine sığdırmanın keyfini
çıkarabilirsiniz.
Şehir merkezindeki Sinop Kale’si yaz akşamlarının gözde mekanlarından biri
haline getirilmiş. Roma, Bizans ve Selçuklular döneminde Sinop’u koruyan bu
kalenin yaşlı ama dayanıklı basamaklarını biraz da zorlanarak teker teker
çıkarken, 2700 yıllık bu yapıyı daha iyi anlıyor, bunca yıldır ihtişamını
koruyabilmesine hayret ediyoruz. Kafeye geçmeden önce burçların birinden Sinop
şehrini bir tablo gibi seyretmek bize keyif veriyor. Kalenin burçlarından birine
açılan Burç Kafe, enfes Karadeniz manzarası, ruha hitap eden canlı müzikleri, en
sıcak yaz gecelerinde bile eksik olmayan tatlı rüzgarı ile keyifli bir gece için
bizi davet ediyor
AKLİMAN YÖRESİ
Şehrin batısındadır. Kent merkezine 9 km.uzaklıktadır. Kilometrelerce
uzunluğunda ve 15-20 metre genişliğinde bir şerit gibi uzanan kumsalı vardır.
Millî Parklar Başmühendisliğince düzenlenen Akliman Piknik alanı, her türlü
ihtiyaca cevap verecek niteliktedir. Piknik alanında ormanla deniz içiçedir.
HAMSİLOS KOYU
Yemyeşil ormanı, denizin bir nehir gibi kara içine girdiği Hamsilos Koyu ve
civarı bir doğa harikasdır.
MOBİL VE KORUCUK MEVKİLERİ
Sakin denizi ve tertemiz kumsalları vardır. Bakanlığımızdan Belgeli tesisler
restaurantlar, kamp ve karavan yerleriyle geniş bir hizmet alanı sağlamıştır.
SARIKUM
Deniz, orman ve göl ve çöl bir aradadır. Çeşitli av hayvanları vardır. Orman
Genel Müdürlüğünce Tabiatı Koruma Alanı ilan edilmiştir. İl Merkezine 21
Km.uzaklıktadır.Eko Turizm açısından değerlendirmek üzere gerekli çalışmalar
devam etmektetir.
KARAKUM
İl Merkezine 2 Km.uzaklıktadır. Sinop Yarımadası'nı çevreleyen yol üzerindedir.
Adını ince simsiyah volkanik kumundan almıştır.
Kamu ve özel kişilere ait otel, tatil köyü, kafe, restaurant, bungalow tipi
evler, karavan ve çadır yerleri bulunmaktadır.
Birçok medeniyetlerin gelip geçtiği Sinop'ta tarihi, kültürel ve arkeolojik
değerlerle tabii güzellikleri bir arada görmek mümkündür.
SİNOP MÜZESİ
Şehrin Merkezinde bulunmaktadır. Sinop kazılarında ve çevresinde bulunan eserler
sergilenmektedir. Müzede Prehistorik, Herenistik, Roma, Bizans, Etnografik
eserler ile Sinop çevresinde toplanmış ikonalar bulunmaktadır.
SİNOP KALESİ
M.Ö.7.yy.da şehri korumak amacıyla yarımada'nın üzerinde kurulmuştur.
Roma,Bizans ve Selçuklular döneminde onarılarak kullanılmıştır. Günümüzde bir
bölümü hala ihtişamını korumaktadır. 2050 m. Uzunluğu, 25 m. Yüksekliği, 3 m.
Genişliği ve iki ana giriş kapısı bulunmaktadır.
BALATLAR KİLİSESİ
Roma çağında tiyatro ya da hamam olarak kullanıldığı düşünülen bu yapı, 7.yy.da
Bizanslılar tarafından kilise olarak kullanılmaya başlanmıştır. İç kısmındaki
fresklerin bir bölümü durmaktadır. Mülkiyeti özel şahsa ait olan yapı Kültür ve
Turizm Bakanlığınca 2000 Yılında Kamulaştırılarak gerekli bahçe düzenlemesi
yapılarak halkın ziyaretine açılmıştır.
ALAADDİN CAMİ
Sinop'un fethinden hemen sonra yapılmıştır. Selçuklu dönemi eseridir. Büyük bir
avlunun güneyinde yer alır. Dikdörtgen planlı olup, beş kubbelidir. Avlunun
ortasında bir şadırvan, bir köşede de İsfendiyar oğulları'nın türbeleri
bulunmaktadır.
PAŞA TABYASI
Sinop yarımadası'nın güney doğusunda l9.yy.da Osmanlı-Rus savaşları sırasında
denizden gelen tehlikeleri önlemek amacıyla yapılmıştır. Yarı ay şeklindedir. 11
top yatağı, cephanelik ve mahzenlerden oluşmaktadır. Paşa Tabyası yeme içme
tesisi olarak hizmete açılmış olup İlimiz turizmine hizmet vermektedir. Diğer
bir tabya da Korucuk Tabyası'dır. Bu Tabya özel şahsın mülkiyeti içindedir.
ESKİ SİNOP CEZA EVİ-ESKİ SİNOP TERSANESİ
Cezaevinin bulunduğu alan Osmanlıların Karadeniz'deki en büyük tersanesiydi.
Cezaevi iç kalenin içinde eski tersane alanında yapılmıştır. 1887 yılından beri
cezaevi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Etrafı yüksek kale bedenleriyle
çevrilidir. Bu özelliğinden dolayı mahkumların kaçışını imkansız kılmıştır. Şu
an Sinop Valiliği İl Özel İdare Müdürlüğüne tahsisli olan eski Cezaevi Müze
olarak ziyarete açıktır. 2004 yılında 40 bin kişi ücretli,5 bin kişi ücretsiz
ziyaret etmiş olup,40.000 YTL gelir elde edilmiştir.
ŞEHİTLİK
Sinop Müzesi bahçesinde olan şehitlik,denizcilerimiz için yaptırılmıştır.
Şehitliğin altında şehit denizcilerimizin kemikleri bulunmaktadır.2004 Yılında
Sinop Valiliğince halkın dinlenmesi amacıyla bahçe düzenlemesi yapılmıştır.
ŞEHİTLER ÇEŞMESİ
Tersane çarşısındadır. Ayrıca İl genelinde çok sayıda cami, türbe, medrese, kaya
mezarı vb. gibi görülmeye değer tarihi eserler mevcuttur.
Özel İdare Karakum Tatil Köyü, Gazi Orman Kampı, Belediye Yuvam Tesisleri, Güney
Kamping, Akliman yöresindeki Martı Kamping, Demirkollar Kamping çadır ve karavan
turizmine uygun yerlerdir. Her türlü hizmet verilmektedir.
BOYABAT
Şimdi Sinopun o güzel sahil kenarından biraz daha iç taraflara gidiyoruz.
Köylerin içinden geçiyoruz. İlginç köy evleri, yol kenarlarında topladıkları 1
poşet meyveyi satmaya çalışan çocuklar. Sonra dağ yolları başlıyor. Biz gittikçe
yollar kıvrılıyor altımızda. Gözlerimizin önünde kalem gibi çam ağaçlarının
oluşturduğu yemyeşil bir manzara. Sanki çam ağaçlarının sivrilmiş uçları bizim
göremediğimiz biraz daha uzaklarda gökyüzüne yazı yazıyor.
İlçenin yüzölçümü 1568 km2'dir. Doğuda Durağan, batıda Hanönü-Taşköprü, kuzeyde
Ayancık-Sinop Gerze ve Erfelek, güneyde Saraydüzü - Kargı İlçeleriyle
çevrilidir. Arazi, yüksek dağ dizilerinden oluşmuştur. Çöküntüler ve sel
yarıkları da dikkati çekmektedir. İlçeden Kızılırmak'ın kolu olan Gökırmak
geçmektedir.
BOYABAT KALESİ
Bu değişik yolculuğumuz sona erdiğinde Boyabattayız. Göksu vadisi üzerinde
kurulmuş bir kent Boyabat. Daha ilçeye girer girmez, Kentin en yüksek
noktasından tüm ihtişamıyla Boyabat Kalesi karşılıyor bizi. Boyabatın
güzelliğini taçlandırıyor. Vadinin karşılıklı 2 sarp kayalıklarının birinin
üstünde kurulmuş Boyabat kalesi. Bu sarp kayalıkların arasından gökyüzüne doğru
bakınca adeta başı dönüyor insanın
M.Ö. 600'lü yıllarda yapılmıştır. Sonraki dönemlerde
onarımlarla bugüne kadar gelmiş, görkemli bir yapıdır. İl merkezini batısında,
bir tarafı Gazidere Çayı, diğer tarafı şehir ile birleşmektedir. Sur kapısından
girildiğinde iç kaleye ulaşılır. İç kalenin batısında sarp kayalık, girilmesi
imkânsız bir doğal kesitlik bulunmaktadır. İç kaleden su almak için Gazideresi
Çayı'na bir yol bulunmaktadır. Halk bu kaya tünele "cirabazan" demektedir.
Tünelde toplam 252 basamak bulunmaktadır.
. KIRK KIZLAR
Halk arasındaki efsaneye göre vaktin birinde saldırıya uğrayan ülkelerini
korumak için Boyabat’ı terk eden erkekler bir daha Boyabat’a dönemezler. Boyabat
kapılarına dayanan düşmandan kaçan kasabanın kızları sonunda Pervane adı verilen
kayalıklara gelir .Burada kalırlar.Önü uçurum arkası ise düşmanla dolu olan
seksen kız Allah’a şöyle dua ederler:
Yarabbi!Bizi ya taş yap.Ya da kuş yap!
Bu duadan sonra kızların yarısı taş olmuş. Buraya ondan sonra Kırk Kızlar
denmiş.Yarısı da kuş olmuş .Uçmuşlar.Bu gün Kırk Kızlar denilen kayalıklarda
yüzlerce kuş yuvası bulunmaktadır.Halen buralarda yaşayan kuşların geçmişteki
kuşların torunları olduğu söylenmektedir.
.2600 yıllık bu insanlık mirasına erişmek için, ziyaretçiler için düzenlenmiş
yolu yürümeye başlıyoruz. Yürüdükçe üzerinden geçtiğimiz kayaların yontulmuş,
delinmiş kısımlarında 2600 yıllık izler görüyoruz. Kaleye çıkan bu yolda ve
kalenin etrafında bir koruluk oluşmuş. Bu kaleyi daha da ilginç hale getiriyor.
Sonunda Boyabat Kalesine varıyoruz. Bir çok defa onarımdan geçmiş bu kale, ama
bazı yerleri asırlık hatırasını aynen koruyor.
Kentin bu en yüksek noktasından çeşitli Boyabat manzaraları görebiliyoruz.
Kaleden şehrin merkezindeki çaya inen bir tünel var. Halk arasında “cirabazan”
denen bu tünel ziyaretçilere açılmış. Tabi önce tam 252 basamağı çıkmamız
gerekiyor.
SALAR KÖYÜ KAYA MEZARI
M.Ö. 7. yy. ortalarında Paflagonyalılar tarafından yapıldığı sanılmaktadır.
Mezardaki hayvan figürleri oldukça değerlidir.
AMBARKAYA MEZARI
Göknük Ören Köyü'nün batısında 2km uzaklıkta Kayaaltı Deresi kenarındadır.
DODURGA KÖYÜNDEKİ RESİMLİ KAYA
Ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Başı açık bir insan figürü vardır.
ARIMKAYA TÜNELİ ve KAYA MEZARI
Arım Çayı kenarında, Yukarı Arım Mahallesi üstünde yüksek bir kayadır.
Ayrıca Boyabat'ta eski suyolları ve su kemerleri bulunmaktadır. Büyük Cami, Yazı
Köyü Cami, Cuma Köyü Cami eski tarihi camiler arasında yer alır. Âşıklı,
Bahşaşlı adlarıyla tanınan tekkeler mevcuttur.
TABİİ GÜZELLİKLERİ ve MESİRE YERLERİ
TOPALÇAM KORUSU KALEBAĞI MEVKİİ
AYANCIK
Kuzeyde Karadeniz, Güneyde Sinop İli Boyabat İlçesi ve Kastamonu İli Taşköprü
İlçeleri, Batıda Sinop İli Türkeli İlçesi ve Doğuda ise Sinop İli Erfelek İlçesi
ile çevrilidir.
Ayancık-Sinop sahil devlet karayolu 55 km, Ayancık-Boyabat (Sakız) karayolu 56
km. Ayancık-Türkeli karayolu 36 km dir.
Sinop’un en güzel ilçelerinden birinde, Ayancık’tayız. Burada Sinop’a ait bir
başka doğal güzellik, Akgöl Yaylası bekliyor bizi. İşte hayat koşturmacasından
sıyrılıp, nefes almak için koşa koşa gelinecek bir yer. Yemyeşil köknar
ağaçlarının arasından akan iki çay, bu çayların birleştiği yerde, üç dönümlük
büyük bir göl. Etrafımızda on bin çeşit bitkinin oluşturduğu bir botanik
bahçesi. Burada tek bir duygu doğuyor içinize:Huzur.
--
Ahşap fabrikası
--
Sinopa yolu düşüp deniz havasının yanında bir de dağ havası almak isteyenler
için özel bir adres veriyorum: Çangal Dağı Tesisleri/Ayancık. Dört mevsim ayrı
bir güzelliği olan bu yerleşim yeri tatil köyü olarak düzenlenmiş. Serin çam
ormanları, rengarenk çiçekleri, tertemiz Dağ havasıyla Çangal dağı sizleri
çağırıyor.
--
AKGÖL YAYLASI: Ayancık Boyabat yolu 44.kilometresinden sağa ayrılan ham toprak
yolu takiben 4.km sonra Akgöl’e ulaşılır. Akgöl yaylası bozulmamış doğasında
bulunan on bin bitki çeşidiyle çangal ormanları, botanik araştırmalar için
tercih sebebidir. Yemişli deresinin ağzının kapatılmasıyla oluşturulan yapay
gölde kırmızı benekli alabalık üretilmektedir. Etraftaki sık köknar ormanları
içinden akan iki çayın birleştirerek oluşturduğu göl ortalama 3 dönüm alan
kaplamaktadır. Gölün yanında orman isletmesine ait bir tesis bulunmaktadır.
İNALTI MAĞARASI: Ayancık İlçesine yaklaşık 35 km. uzaklıktaki İnaltı Köyü
yanında yer almaktadır. Ulaşım toprak ancak güzel manzaralı bir yolla
sağlanmaktadır. İnaltı Mağarası geniş ve yüksek bir girişle başlamakta ve
gidebildiğimiz 350-400 m.lik kısma kadar bu özelliğini korumaktadır. Mağaranın
toplam uzunluğu 700 m. olup 400 m.den sonrası sulu ve çamurludur. İnaltı
mağarası gerek mağara içi damlataşları ve arkeolojik özelliği, gerekse de doğal
çevrenin güzelliği nedeniyle, turizm amaçlı kullanıma son derece uygun şartlara
sahiptir.
ÇANGAL DAĞI: Ayancık-Kastamonu yolunun 25. km sinde yoldan 3 km içeride bulunan
Çangal; orman içindeki açıklık alana kurulmuş bir yerleşim yeridir. Burada Orman
İsletmesine ait idare binaları, misafirhane ve lojmanlar bulunmaktadır. Küçük
bir tatil köyü havası yaratılmıştır. Ayancık'ın en güzel mesire yerlerinden
biridir. Harika çam ormanları, rengarenk çiçekleri, temiz havası yörenin
özellikleri arasındadır. Dört mevsim ayrı bir güzelliği vardır.
KARLIK YAYLASI: Akgöl ve İnaltı Mağarası ile hemen hemen ayni bölge üzerinde
bulunan Karlık yaylası 1600 metre yükseklige sahip geniş bir yayladır. Geniş
otlaklardan oluşan yaylanın en büyük özelliği Karlık Düdenidir. Bölgenin
jeomorfolojik yapısından kaynaklanarak oluşan bu düden iki yamacın arasında
çökmüş bir alan görünümü vermektedir. Bu mağaranın yapısı ve bölgenin yüksek
olması nedeni ile burada biriken karlar yaz aylarında Ağustos sonuna kadar
erimemekte olup, oluşan bu kar kütükleri eski yıllarda yaz aylarında çevre
köylüler tarafından kullanılmaktaymış. Bölgeye de adini veren bu düden mağarası
ve çevresi yayla turizmi ve meyilli otlakları nedeniyle çim kayağı için oldukça
uygun ortamlara sahiptir.
BAKIRLI-AKSU ŞELALERİ: Ayancık'a 27 km uzaklıkta olan Bakırlı Aksu şaleleri
Bakırlı Köyü içerisinde yer almaktadır. Şelale egzotik bir görünüme sahiptir.
Ayancık Çayı: Küre Dağlarından kaynaklanan Ayancık Çayı çok sayıdaki küçük
akarsular ile birleşir ve Ayancık ilçe merkezinden Karadeniz’e dökülür. Çayın
uzunluğu 90 km.dir. Ayancık’ın Akçakese Köyü’nde tek bir kol halinde güney-kuzey
doğrultusunda akar.
ESKİ CEZAEVİ (KİLİSE): Yalı Mahallesi sahil kesiminde bulunan bina eski bir
kilise yapısı olup yıllarca cezaevi olarak kullanılmıştır. Bizans dönemine ait
olan ve bugün boş olan bina düzenlendiğinde kültür merkezi olarak kullanılmaya
müsaittir.
İSTEFAN KAYA MEZARLARI: Ön tarih devirlerinden kalan ve henüz hiç bir bilimsel
araştırmanın yapılmadığı Pontus Krallarına ait kaya mezarları İlçenin
batısındaki İstefan, (Çaylı oğlu) köyü sınırları içinde bulunmaktadır.
İSTEFAN SULU KİLİSESİ: Yine aynı yerleşim yerinde istefan burnunun batı
yakasında, toprak altında olup içi toprak ve su dolu haldedir. Galerilerinden
biri toprak üstündedir. Halk içinin su dolu olması ve çevresinin de su kaynağı
yönünden çok zengin olması nedeni ile buraya sulu kilise adını vermiştir. Henüz
hiçbir kazı çalışması yapılmadığı alanda eski bir höyük bulunmaktadır.
YALI CAMİİ: 1981 yılında Ömer Seyfettin’in hikâyesini anlattığı Ayancık
Camiidir. Bilinmeyen bir nedenle yıkılmış ve yerine 1908 yılında şimdiki Yalı
Camii yapılmıştır.
TARİHİ ASKERLİK ŞUBESİ: 1900 yılında İstifa’ndaki kilise harabelerinin sütunları
kullanılarak, aynı üslupla inşa edilen ve Askerlik Şubesi binası olarak uzun
yıllar hizmet vermiş ve hala vermektedir. Binanın ön cephesi kesme taştan
yapılmış sütunlu ve iki kat halindedir. Yapımında kilise harabesinden getirilen
sütun ve taşlar kullanılmıştır.
GERZE
Kuzeyinde Karadeniz, güneyinde Boyabat ve Durağan, doğusunda Dikmen batısı Sinop
ile çevrili olan ilçenin yüzölçümü 594 km²'dir. İl merkezine denizden 13 mil,
karayolundan 39 km.dir. Karadeniz Bölgesinin gezmeye görmeye değer, tarihi ve
tabiat güzellikleri ile dolu olan Gerze ilçesi, antik çağlardan bu yana
toplumlar tarafından yerleşme ve barınak yeri olarak seçilmiştir.
Sinop’un antik çağlardan beri yerleşim yeri olan bir ilçesindeyiz. Çam
ormanlarının denizle kucaklaştığı, bozulmamış kumsalları, sımsıcak çay
bahçeleri, güzel evleriyle şirin Gerzedeyiz.
Çeçe Sultan Türbesi.
Çeçe Sultan'ın asıl adının Seyyid Muhammed olduğu, Horasan'da yaşadığı, 12
İmamdan Musa Kasım'ın torunu olduğu sanılmaktadır. Yine araştırmalara göre MS..
1071 yılında Büyük Selçukluların Malazgirt Savaşı'ndan sonra İslam Dini'ni
yaymak amacıyla Çeçe Sultan'ın bir grup mücahitle birlikte Anadolu 'ya akınlar
düzenlediği anlaşılmaktadır.Öyle ki, türbesinde bulunan kılıç ve sancak da bunu
kanıtlamaktadır.Çeçe Sultan Türbesi'nin nasıl ve ne zaman yapıldığı hakkında
kesin bir bilgi yoktur.Yalnız türbe içinde Çeçe Sultan'ın kendi ve çocuklarının
tabutu ile eşyaları korunmaktadır. Mimari yapısı yontma ve yığma taşlardan
yapılmış ve harcı kurudukça sertleşen bir çeşit kum ve kireç karışımı olan Çeçe
Sultan Türbesi'nin kapısında tarihi bir geyik boynuzu ile anlamı henüz
çözülememiş dekoratif yazılar bulunmaktadır. Türbenin önünde yıllar öncesinden
günümüze kadar bağlanmış renk renk çullar içinde saçların bulunduğu bir ''Dilek
Ağacı'' ile silindir şeklinde bir''Dilek Taşı'' da ziyaretçilerin ilgisini
çekmektedir.
--
Gerze’yi şirin Gerze yapan, bu küçük, bahçeli şirin evler. Bu evler arasında
dolaştıkça, yüksek apartman dairelerinden kurtulmak istiyor insan.
Bu şirin evlerin hikayeleri pek de şirin değil malesef. Bu evler, “yangın
evleri” olarak anılıyor. 1956 yıında çok büyük bir yangın çıkıyor Gerze’de.
(Bilgi)
İşte zamanla, yagının bıraktığı izler yavaş yavaş siliniyor, acılar hafifliyor,
ve “umut” bu şirin evlerin bahçelerinden doğup tüm kente yayılıyor
PLAJLAR, GEZİ VE MESİRE YERLERİ: Gerze'nin tüm sahillerinde çam ormanları
denizle kucaklaşır. Çalboğaz Koyu, Bedre Koyu, Değirmenler Mevkii, Uçuk, Hurma,
Caymaaltı, Kargasa piknik ve denize girme yerleridir.
Güzfındık-Bozarmut Yaylaları : Gerze - Çalboğazı Beldesi’nin 35 km
güneybatısında bulunan yaylalara toprak yolla ulaşılıyor.Yaylalarda herhangi bir
yapı yok.
Çeçe Sultan Türbesi: İlçemize 15 km uzaklıkta Çeçe Köyü'nde bulunan Çeçe Sultan
Türbesi, yıllardan bu yana ilçeyi ziyaret edenlerin büyük bir arzuyla görmek
istedikleri, dileklerde bulundukları bir ziyaret yeridir.
Esma-zade Mustafa Paşa Camii (İskele Camii): Caminin yapılış tarihi kesin olarak
bilinmemekle beraber 1704 yılında onarım gördüğü bilinir. Günümüzde İskele Camii
diye bilinen bu yapı taş yığma olarak yapılmış, ahşapla örülmüştür.
Gerze Feneri: Karadeniz'in hırçın dalgaları arasından geçip giden gemilere göz
kırpan fener, ilginç mimari yapısıyla dikkat çeker.
Yangın Evleri: Gerze 1956'da geçirdiği büyük yangın sonrası modern bir çehreye
bürünmüştür. Yangın evleri; düzenli, planlı ve bahçeli şirin yapısıyla
gezenlerin beğenisini kazanmaktadır.
ERFELEK
1960 yılına kadar bucak merkezi olan Erfelek, 1960 yılında ilçe olmuştur. Bucak
merkezi iken adı Karasu olarak geçerdi. Kuz Tepesi ile Soşucalı Tepesi'nin hemen
bitimindeki vadide akan Karasu Çayının 25-30 metre yakınında kurulmuştur.
Erfelek ilçe merkezi tepeler arasında kurulduğu için etraftan görme imkânı
yoktur. Yalnız Sinop Ayancık asfaltının İyice Meydan Mevkiine geçtikten sonra
Sakara başı yakınlarından kuşbakışı görmek mümkündür. Erfelek ilçesi doğusunda
Sinop, batısında Ayancık, güneyinde Boyabat, kuzeyinde Karadeniz ile çevrilidir.
Sinop Ayancık yolu boyunca uzanan Karasu Çayının tüm çevresi yazın sık ve koyu
yeşilliklerle kaplıdır. Bu yeşillikler ve Karasu Çayı ilçe merkezinin kuzeyini
kaplamaktadır. İlçenin tüm köyleri yeşilin her tonuyla kaplı, ağaçlık ve
ormanlıktır.
Eşsiz güzelliklere sahip, Karadeniz Bölgesinin yeşillik ve manzara açısından
şanslı bir ilçesi olan Erfelek, son zamanlarda doğa ve dağ turizmi amacıyla
düzenlenen Karadeniz turlarına dahil edilmeye başlanmıştır.
TATLICA ŞELALELERİ: İlçenin görülmeye deşer ilginç doğal güzelliklerinden biri
de "Tatlıca Şelaleleri”dir. Tatlıca şelaleleri, yeşilin her türlü tonu, buz gibi
soğuk suyu ve alabalıklarıyla, irili ufaklı 28 şelaleden oluşan, eşsiz
güzellikte bir doğa harikasıdır. Bu şelaleler son yıllarda büyük bir ziyaretçi
akınına uğramaktadır. Söz konusu şelaleler kademeli olarak birbirinin ardı
ardına yukarıya doğru yükselmekte olup şelalelerin hepsini görüp tanımak için
zorlu bir tırmanma gerekmektedir. Bu nedenle mevcut doğal halini zedelemeden bir
tırmanma şeridinin yapılması gerekmektedir.
Organik tarım
DURAĞAN
Durağan, kuzey'de Dikmen-Alaçam, doğuda Alaçam-Vezirköprü, güneyde Vezirköprü,
batı'da Saraydüzü ve Boyabat İlçeleri ile çevrilidir.
İlçenin yerleşim alanı tarih olarak çok eski tarihlere dayalı olduğundan ilçe
adını aldığı DURAKHAN Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapı ve mimari estetiği
bozulmadan restore edilmiş ve ilçe halkının hizmetine sunulmuştur.
Ayrıca bu hanın yanında tarihi en az han kadar eski olan ve iç mimarisi ağaç el
oyma sanatı ile süslenen İsmail Bey Camii, Anıtlar Yüksek Kurulunca tescil
ettirilen Anbar Kaya ve Terelek Kaya Mezarlarında turizm açısından görülmeğe
değer tarihi sanat eserlerindendir.
Mesire yeri olarak İlçe Belediyesince yaptırılan Akkır ve Akbel çayı mevkiinde
mesire yerleri, yeşilyurt mahallesi adadağı eteğinde yaptırılan mesire yeri,
Orman İşletme Müdürlüğünce Buzluk Ormanı Akkaya Mevkiinde yaptırılan mesire
yeri, Kaymakamlık Makamınca yaptırılan Boyalıca Köyü Doğasuyu mevkii mesire
yeri, ilçe halkının hayırsever bir vatandaşımız tarafından yine Buzluk Ormanı
Geyikardıç mevkiinde yaptırılan mesire yerinde ilçe halkı ve ilçemize dışardan
gelen misafirlerce piknik yapılmakta, bu mesire yerlerinin yolları düzgün
olduğundan ulaşım problemi yaşanmamaktadır.
KERVANSARAY
Durağan Kervansaray'ı zamanın en modern tesislerinden biri olarak yapılmıştır.
Dinlenme salonu, yatakhane bölümü, aşevi, mescit ve hamamı ile bir bütün olarak
yapılan bu Kervansaray'ın yukarıda sözünü ettiğimiz ibadet hane bölümünden sonra
hamam bulunmaktadır. Bu ise Türk Milletinin temizliğe verdiği önemi
göstermektedir. Gerçekte günümüzde bile Türk Milletinin tarih hamamları Avrupalı
turistlerin çok ilgisini çekmektedir.
Kervansaray'ın girişinde bir kitabe vardır. Arapça olarak mermer taşına yazılan
bu kitabenin tercümesi şu şekildedir;
İslam’ın ve Müslümanların dinin ve devletin yardımcısı vezir, emir ve meliklerin
meliki dünyanın ve dinin itibarı Fatih'ler babası Ulu Sultan Keyhüsrev'in
emriyle bu Kervansarayı (644 H.) yılında büyük Pervane Süleyman bin Ali
yaptırmıştır. İnşaatı kulların fakiri Kühürbaş Bin Abdullah nezaret etmiştir.
Terelek Kaya Mezarı
Durağan Köklen Köyü Kemerbahçe Mahallesi sınırları içinde (Gökdoğan-Kemerbahçe
arasında) bulunmaktadır. Terelek Kaya mezarı çok yüksek bir yerde olup,
bulunduğu Gökırmak vadisine hâkim durumdadır. Mezarın ön cephesi üç sütundan
oluşmaktadır. Her sütun yükseldikçe incelenmektedir. Mezarın ön cephesindeki
sütunların üzerinde kabartma kompozisyonları vardır. Bir insanla aslan'ın
mücadelesini konu alan resmin sol yanında boynuzlar arasında bir insan başı
görülmektedir.
Ambarkaya Mezarı
Durağan-Vezirköprü karayolu üzerinde Karadeğin Köyü yakınında olup ilçe
merkezine 5 Km mesafededir. Mezar odasının kapısı dikdörtgen şeklindedir. Mezara
girildikten sonra sağ tarafta bir ölü sediri görülür. Mezarın duvarları dik
olup, tabanı kubbe şeklindedir. İşleme ve yontma usulü bakımından çevredeki
diğer kaya mezarlarına çok benzemektedir.
İsmail Bey Camii
Kasabanın en büyük ve en eski camiidir. Durağan, Kervansaray'ının hemen
yanındadır. Caminin kapısı, minberi ve kürsüsü ağaç kabartma ve oyma tekniği ile
yapılmıştır. Çok süslüdür. Camiye daha sonra son cemaat yeri ilave edilmiş ve
çatı ile önceden ahşap olan minare yıkılıp, beton arma olarak yeniden
yapılmıştır.
Kalfet Camii
Buzluk mevkiinde bulunan Kalfet Camisinin yapılış tarihi kesin olarak
bilinmemektedir. Çevresindeki köylerin toplanıp Cuma namazı kılmaları için inşa
edilmiştir. Çevrenin en eski yumru ağaçtan yapılmış camisidir. İbadete kapalı
olup harabe halindedir.
Yağbasan Türbesi
Yağbasan Köyü alan mahallesindedir. Dört köşe bir temel üzerinde kurulan
türbesinin tavanı kubbe biçimindedir. İnşaatında taş, kireç ve kum
kullanılmıştır. Türbenin doğuya açılan dar bir kapısı vardır. Eski görünüşe
sahip olmayan türbenin, kubbe bölümünün bir kısmı yıkılmış olup, içinde bir
mezar bulunmaktadır. Türbede iki tane kitabe vardır. Bu kitabelerde dört kişinin
adı geçmektedir. Bunlardan birincisi Süleyman Bey, İkincisi Emir'ül Kebir adını
alan Hasan Bey ve diğer ikisi de Hasan Bey'in kardeşleri Polat ve Kutluşah
Beylerdir. Türbenin bir kilometre batısında sarı Saltuk Bey, 3 Km Batısında
Polat Bey' in mezarları bulunmaktadır. Bu mezarlarda kitabeye rastlanmamıştır.
Ayrıca Yeşil kent, Yeşilyurt, Hacı Mahmutlu,(Erenler) ve Sofular Kışla
Mahallesinde (Sinan dede) türbeleri mevcuttur
Buzluk Mağarası
İlçenin 10 km Kuzeyinde ve dağlık bölgededir.
Mağara yer altında olduğu için çok karanlıktır. Mağarada müthiş bir hava akımı
bulunmaktadır. Bu nedenle mağaraya ancak el feneri ile inmek mümkündür.
Mağaranın derinliğine bir müddet indikten sonra odaya benzer yerler mevcuttur.
Buralarda tabi halde olmuş buzlar bulunur. Buz dolapları bölgede kullanılmaz
iken buradan buz çıkarılarak yaz aylarında içme sularını soğutmada kullanılırdı.
1960 ' lı yıllara kadar çıkarılan buzlar ilçe merkezine getirilir ve pazarlarda
satılırdı.
Bugün, burası ve çevresi ile birlikte düzenlendiğinde turistik bir yer
olabilecek özelliğe sahiptir. Yazın sürekli gidilen bir mesire yeri
durumundadır.Soğuk, sertlik derecesi normal, çok iyi içilebilen bir suyu ve çok
temiz havası vardır.
Mesire Yerleri
Altınkaya baraj gölü çevresi mavi ile yeşili iç içe yaşadığı güzel bir mesire
yeridir. Buzluk Ormanı, Gömlek Ormanı, Yassı alan 'da doğa suyu Geyikardıcı,
Durağan Göledi ve Yukarıkaracaören Göledi diğer önemli mesire yerleridir.
Buralarda mesire ve dinlenme tesislerinin yakın gelecekte kurulması bölge
halkını mutlu edecektir.
Yerel Bir Hikâye
Dede Korkut hikâyelerine benzer bir hikaye anlatılır. Durağan'da adı da "Yılan
Öyküsü”dür. Efsane şöyle başlar:
Bir kıza günlerden bir gün yılan dadanmış.
Kız söylemiş.
Anama söyleyin.
Salsın eline alsın yılanı.
Anası da demiş.
Salaman elimi, alaman yılanı
Elsiz kalamam, kızsız kalırım.
Kız söylenmiş.
Babama söyleyin
Salsın elini alsın yılanı,
Babası söylenmiş,
Salamam elimi, alamam yılanı
Elsiz kalamam kızsız kalırım.
Nihayetinde kız sevdiği oğlana seslenmiş:
Söyleyin sevdiğime
Salsın elini, alsın yılanı.
Sevdiği söylenmiş:
Salarım elimi, alırım yılanı.
Elsiz kalırım yarsız kalamam, demiş ve yılanı almış.
TÜRKELİ
Sinop İli’nin batısında, Kastamonu sınırında, Karadeniz kıyısında bir
ilçedir.Coğrafi yapı ve tabiat güzelliği ile deniz ve ormanın kucaklaştığı
ilçede turizm alanında gelişmeler her yıl artmaktadır. Son yılda ulaşımda
sağlanan ve sağlanmakta olan gelişmelerle turist sayısında artışlar
görülmektedir. İlçe merkezinde modern bir otel ve bir adet öğretmen evi
bulunmaktadır. Merkez sahilinde bol miktarda çay bahçeleri piknik alanları
bulunmakla birlikte yeterli değildir. Sahil şeridinde denize girmeye elverişli
çok sayıda plaj vardır. Belediyenin düzenlediği plaj ise 2 tanedir. İlçenin
doğusunda 5 km uzaklıktaki Güzelkent sahilleri, çay bahçeleri 2 adet oteli,
diskosu, cafe’ leri ile turizme hizmet vermeye çalışmaktadır. İlçe ve çevresinde
yaz turizmi daha fazla gelişmiştir. Festivaller, futbol turnuvaları, çeşitli
yarışmalar bu dönemde fazlaca yapılır. İlçeden 5 km uzaklıktaki Oymayaka Köyü
Güllüsu sahili, deniz banyosu için en güzel köşelerindendir. İlçe merkezinin
güneybatısında Kirengediği mevkiinde sahilden 10 km içerde yer alan Kurugöl
yaylası, yayvan yapraklı orman dokusuna sahip olup, çevrede açık alanlar
mevcuttur. Orman dibi bitki örtüsü sarı, mor ve beyaz renkli orman gülleri ile
donatılmıştır. Zindan ormanlarında ve bu ormanda yer alan Çatak yaylalarında
yaban hayvan avcılığı yapılmaktadır. Yaz aylarında çok soğuk suları, tertemiz
havası ve yeşilin tüm tonları ile zindan ormanları ve Çatak yaylaları görülmeye,
gezilmeye, piknik ve kamp yapmaya değer güzelliktedir. Gökçealan ve Çatak
Köylerinde hizmet veren alabalık tesislerinde her zaman taze alabalık yiyebilir,
merakınız varsa Hacıköyünde deve kuşu çiftliğini gezebilirsiniz. İlçemiz bol
kaynak suları, günü birlik piknik alanları, doğal plajları, enfes deniz ve doğa
manzaralarıyla gözde turizm merkezi olmaya adaydır.
DİKMEN
İl merkezine 75 km, Samsun-Sinop karayoluna 9 km. uzaklıkta olan ilçemizin
yüzölçümü 450 kilometrekaredir. İlçe, kuzeybatıda Gerze, güneyde Durağan, batıda
Boyabat, doğuda Yakakent(Samsun) ilçeleriyle çevrilidir.
İlçemiz Dikmen çam ormanları arasında kurulmuş küçük bir yerleşim yeridir. Bu
yapısıyla son zamanlarda değeri giderek artan yayla turizmciliğine açık ve
elverişli bir yerdir. Gök tepe ve Kiraz dağlarında Kuz fındık, Omurlu, Üçpınar,
Yaykın köyü civarında Ayvalan yaylaları gibi doğa harikası yaylaları mevcuttur.
Ancak bölgemizde herhangi bir turizm yatırımı bulunmamaktadır.
İlçe merkezinde ve Saray ve Serbest köylerinde her yıl Temmuz ayının
3.Haftasında Karakucak Güreşleri düzenlenmektedir. Ayrıca 1965 yılından buyana
Eylül ayın içinde hayvan ve emtia panayırı kurulmaktadır.
Yaz aylarında 20-30 ailenin göç ettiği Hayvala(Ayvalan) yaylası bir mesire
yeridir. Suyu buz gibidir. Orman havası bulmak mümkündür. Etrafı dağlar ve
ormanlarla kaplıdır. Önceden orman karakolu olan Göl yerinin tepe noktası düz ve
piknik için en uygun alandır. Kara koyun köyüne giderken Kanlıçay’ın çizdiği
mendereslerde derin vadiler açmasıyla ormanın eşliğinde büyüleyici manzaralar
sunar.
SARAYDÜZÜ
Saraydüzü 260 Km2.lik bir alanı kaplamaktadır. Denizden yüksekliği ise 305
M.dir. Sınırları; Doğuda Vezirköprü – Durağan, Batıda ve Kuzeyde Boyabat,
Güneyde ise Kargı ve Osmancık İlçeleri İle çevrilidir.
İlçemiz köylerinde çeşitli dönemlere ait cami, çeşmeler ile Osmanlı dönemine ait
sanatsal açıdan zengin görünümlere sahip, işleme ve oymalarla süslenmiş pencere,
kapı ve balkonları ile ilgili çeken tarihi evler bulunmaktadır.
Bugüne kadar sırasıyla şu yönetimler altında kalmıştır.
|