AİLE VE KADIN HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELER

AİLE VE KADIN HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELER

 

Sosyal hayatın vazgeçilmez bir kurumu olan aile, neseb ve evlilikle bir araya gelmiş, bir çatı altında yaşayan topluluk ve toplumdaki en küçük hücre ve birimdir. Aile, psikolojik ve biyolojik tatmin, nüfusu yenileme, millî kültürü taşıma, çocukları sosyalleştirme gibi önemli fonksiyonları da yerine getirirToplumun yapılanması büyük çapta aile yapısına bağlıdır.Ailenin mutlu ve huzurlu olması bir bakıma toplumun da huzurlu olması anlamına gelir. Bundan dolayı aile, her toplumda vazgeçilmeyen ve korunmak zorunda olan sosyal bir müessesedir.

Aile 21. asra girdiğimiz bugünlerde de alternatif kabul etmeyen sosyal, ekonomik, kültürel ve biyolojik görevler yerine getirmektedir.

 

A. Aile - Toplum İlişkileri

Türk sosyoloğu Ziya Gökalp, aileyi cemiyetin küçük bir modeli olarak görmekte, güçlü aileyi, güçlü millet ve devletin temeli olarak düşünmektedir.

Aile, yapı olarak, zamanla değişmeye uğramış olmasına rağmen, toplum hayatında vazgeçilemeyen bir sosyal müessesedir. Bazı düşünürlerin beklediğinin aksine sanayileşmeye paralel olarak gelişen bürokrasi ve şehirleşme, modernizm, sanayi devrimi v.s. gibi sosyal organizasyonlar,birçok sosyal kurumu etkilediği gibi aileyi de etkilemiş fakat  ailenin varlığını ortadan kaldıramamıştır Ailenin zamanla geçirdiği yapı değişikliği, onun sosyal değişme süreci içinde gösterdiği bir farklılaşmadır.Aile ,yapısındaki bazı değişmelere rağmen, bir sosyal müessese olarak varlığını ve önemini korumaktadır.

Evlenmeye sadece basit bir sahiplenme duygusu, kıskançlık ve bencillik veya mülk edinme duygusu gibi nedenlerle bireysel iradeyi sınırlayan bir kurum olarak bakmak, insanın sosyal vasfını inkar etmektir.

 

 

B. Aile - Eğitim İlişkileri  

 

Ailenin çocuk eğitiminde çok önemli iki avantajı vardır. Bunlar:

a.Kişinin fiziksel açıdan aileye bağımlı olarak başladığı hayatının çocukluk döneminde, zihni öğrenmeye son derece müsaittir.Çünkü henüz üzerine hiçbirşey yazılmamış beyaz bir kağıt halindedir. Oraya hiç . Yani ana baba, çocuklarına bir şey öğretirken onun zihninden bazı şeyleri silmek zorunda değildir.  Bu beyaz kağıda ne isterlerse yazabilirler.

b.Aile üyeleri çok yoğun duygusal bağlar ile birbirine beğlıdırlar. Aile içi ilişkiler, bu bağlar ile sağlanır. Ana baba çocuğu eğitirken, bu bağlardan yararlanır. Bu yoğun duygusal ortam, diğer eğitim ortamlarında (okul-çevre) yoktur. Bunun için ana-baba bu ortamdan faydalanmasını bilmelidir.

Burada sözünü ettiğimiz duygusal ortam, çocuk için aynı zamanda bir ihtiyaçtır. Yani, yokluğunda çocuk bunu aramaktadır. Özellikle bebeklik döneminde, her türlü ihtiyacını bildirme vasıtası olarak kullandığı ağlama tepkisini, belirli ihtiyaçları (açlık, susuzluk, alt temizliği v.s) giderildiği ve hasta olmadığı halde sürdürmesi, sevgi ihtiyacının da giderilmesi isteğine bağlanmaktadır. Çoğu zaman iç çekerek ortaya koyduğu ağlamalar, kucağa alma sonucunda sevinç gösterilerine dönmektedir. Bu durum onun sevgi ve şefkat ihtiyacının en açık delilidir. İşte bu ihtiyaç onun eğitiminde bir araç olarak kullanılır.

İnsanın her türlü eğitim ve öğretiminde zihinsel, duygusal, meslekî ve dinî eğitim ve öğretiminde aile grubuna büyük vazifeler düşmektedir. Ayrıca insanın sosyalleşmesinde yani eğitim ve öğretimde en etkili olan grup ailedir. Çünkü insan aile içerisinde doğar, yaşar, ölür. Hele insanın çocukluk devresi tamamen aile grubu içerisinde geçmektedir. Üstelik bu devrede çocuğun eğitilme kabiliyetinin etkilenmelere en açık döneminde olması, insanın şahsiyetinin teşekkülünde aile grubunun ehemmiyetini daha iyi hissettirmektedir.

Sosyalleşme üzerine yapılan çalışmalar, insanların şahsiyet kazanırken, ya başkalarının telkini altında kaldıklarını veya kendilerine örnek seçtikleri belli şahısları taklit ettiklerini ortaya çıkarmıştır. Genellikle, çocuğun tabii olarak aile üyelerinden birini ve çoğu zaman kendisine en yakın hissettiği kimseyi örnek aldığını ve onu taklit ederek sosyalleştiğini, çözemediği meseleleri ona sorarak çözdüğünü gözlenmektedir. Bu durum, ahlâkî sosyalleşme için de söz konusudur. Bu bakımından aile grubu içerisinde çocuğun eğitim ve öğretimini üstlenen şahısların, iyi bir terbiyeci olmaları ve ahlâk terbiyesi söz konusu olduğunda, bu konuda hem bilgili olmaları ve hem de bu bilginin gereğini yapmaları büyük bir ehemmiyet kazanmaktadır.

Ailenin bütün bu işlevleri yerine getirebilmesi, ona toplumsal hayatta tanınan statüye bağlıdır. Ayrıca ailenin temel direği olan kadının onurunun korunması ve yüceltilmesi, bu işlevlerin yerine getirilebilmesi için  vazgeçilmez bir önem taşımaktadır. Onuru korunan ve aile içinde ve toplumda saygı gören kadın kendisinden beklenen eğitim ve toplumsal hayata katkı rollerini en güzel şekilde üstlenecek ve oynayacaktır. Bu ön şart yerine getirilmeden aileden beklentilerin gerçekleştirilmesi hayal gibi gözükmektedir.

 

C. Türk Toplumunda Aile Yapısı

 

Türkiyede bugün gerek yaşama biçimi gerekse çocuk eğitimi hususundaki tutumları itibariyle genel olarak iki tip aile yapısı göze çarpmaktadır.

a.Muhafazakâr aile: Kendi değerlerine son derece bağlı, dışardan gelen her türlü etkiye kapalı, hatta bu etkilere tepki gösteren ailelerdir. Bu ailelerin yaşama biçimi, büyük çapta dinî değerlere dayanmakta, tutum ve davranışlara din yön vermektedir. Yurdumuzda kırsal çevrede ve büyük şehirlerin kenar semtlerinde görülen bu yaygın aile tipi son zamanlarda çeşitli yönlerden saldırıya uğramakta, bunun sonucu bazı yaralar almaktadır. Buna rağmen temellerinin sağlam oluşu ve Müslüman Türk insanının yapısına uygunluğu sebebiyle varlığını sürdürmektedir.

Bize göre, bu aile tipinin yaşandığı bir kısım çevrelerin bazı tutumlarında,amaçtaan sapmış olmaları, bu aile tipine olumsuz bir puan getirmektedir. Bu çevrelerin, zaman zaman, kadını ekonomik bazı haklarından mahrum bırakması, onu, evlilik içinde bir çok yönden güçsüz kılmaktadır. Bu da evlilikteki tabii dengenin bozulmasına sebep olmaktadır. Çok kısıtlı bir kesimde ortaya çıkan bu durum, bu aile tipine muhalif olan çevrelerce büyütülmekte ve yaygın bir durummuş gibi, verilen hükümler genelleştirilmektedir. Halbuki olay, çok dar bir sosyal çevrede vuku bulmaktadır. Bu durum bu aile tipinin yerleşmiş bir niteliği de değildir.

b.Yenilikçi aileler: Mevcut kültür yerine batı dünyasının kültürel değerlerini yaşama biçimi olarak tercih eden ve aile içi ilişkilerini bu değerlere göre kuran ailelerdir.

Her iki aile tipinin özellikleri eğitim anlayışlarına da yansımakta ,böylece toplumumuzda iki ayrı aile eğitimi ortaya çıkmaktadır. Bunları temel özellikleri ile ele alacak olursak, şöyle bir tablo karşımıza çıkmaktadır.

Muhafazakar aileler çocuklarının eğitiminde genellikle dar çevreyi tercih etmekte, onu böylece kontrol altında tutmayı yeğlemektedirlerAyrıca bu tip aileler, çocuk eğitiminde zaman zaman baskı yöntemine de yer vermekte, çocuğu bazan cezalandırmakta bir mahzur görmemektedirler.

Buna mukabil yenilikçi aileler çevrenin geniş tutulmasını, ilişkilerin çok yönlü olmasını isterler. Dar çevreden hoşlanmazlar. Eğitim sürecinde de baskı yöntemlerini mümkün olduğu kadar az tercih ettikleri söylenebilir.

 

D. Ailede Rol Dağılımını Değiştiren Etkenler

 

a.Sanayi Devrimi: Teknolojik ilerlemenin doğurduğu bu devrim, her ulaştığı ülkede yeni bir yaşama biçimi öngörmekte, sosyal hareketliliğe, iç göçlere sebep olmaktadır. Batıda gerçekleştirilen sanayi devrimi, gittiği yerlere Batı kültüründen kaynaklanan yaşama biçimi de getirmektedir. Çalışan kadın, hatta çalışan çocuk kavramı, sanayi devrimi ile birlikte ortaya çıkmıştır. Bu da ailede rol dağılımını etkilemiştir.

b.Ekonomik ihtiyaçların çokluğu: Aile reisinin tek başına çalışmasının eve getirdiği malî imkanlar, bazı kereler ailenin ekonomik ihtiyaçlarını gidermeye yetmemektedir. Günümüzde değişen şartlar, yaşamak için gerekli olduğu düşünülen ihtiyaçlar konusunda kanaatleri değiştirmektedir.Bu sebeble çoğalan ihtiyaçlar, tek kişinin çalışması ile karşılanamamaktadır.Ailelerin yaşama tarzlarını ihtiyaçlarını giderme düşüncesi üzerine kurmaları, kadının da çalışması gibi bir düşünceyi alternatif haline getirmekte ve yaşama kalıplarına sokabilmektedir. Bu da rol dağıtımına etki etmekte, klasik dağılım değişmektedir.

c.Kültürel değişiklikler: Kültürler arası ilişkiler ve bazı kültürlerin diğer kültürler üzerindeki yoğun baskısı, hem toplum kültürünün, hem de bu kültürü bireysel hayatında yaşayan fertlerin değer yargılarında değişikliklere yol açması, kaçınılmaz olmaktadır. İşte bu genel hükümden aile içi rol dağılımı da etkilenmektedir. Değişik kültürde değişik yaşantıları gören veya duyan aile fertleri, kendi konumlarının, bu kültürdeki fertlerin konumu ile farkını düşündükçe o toplumun kültürünü benimsemeye başlar. Giderek yozlaşmaya sebep olan bu durum, aile içinde üyelerin rol anlayışlarını değiştirir.

Bütün bu gelişmeler kadına yönelik aile içi şiddeti önleyen bu gibi durumlara maruz kalan kadınlar için de koruma evleri açmak gibi düşünceleri ve zaten baştan beri yanlış bir uygulama olan töre ve namus cinayetlerinin faillerine en yüksek cezaların verilmesi uygulamalarını ortaya çıkarmıştır.

Bütün bu etkenler sonucu günümüzde kadın erkek eşitliğini güçlendirecek anlayışlar gelişmiş ve anayasalara kadın erkek eşitliğini sağlayacak maddeler getirilmiştir.

Ayrıca kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı önleyici hukuki düzenlemeler getirilmiştir.

İş kanunlarında eşit işe eşit ücret anlayışı hakim olmuştur. Kadınlara cinsiyet yada gebelik nedeniyle farklı işlem yapılmasının önüne geçilmiştir. Maden ocakları ve tünel inşaatı gibi ağır işlerde kadınların çalıştırılması yasaklanmıştır.